10.02.2012

Evliya Çelebiye Göre Kayseri

“Geniş Kayseri Tarihi” isimli eserinde değerli Tarihçimiz Halit Erkiletlioğlu, Evliya Çelebi’nin Kayseri ziyaretini anlatmaktadır....

Bu bölümü sizinle paylaşmak ve 2011 yılının Evliya Çelebi Yılı İlan edilmesi vesilesiyle Türk ve Dünya Edebiyatının bu büyük seyyahını ve sanatkarını hayırla yad etmek istiyorum.1649 (H.1059) senesinde Kayseri’ye gelen meşhur seyyah Evliya Çelebi’nin dikkatli gözleri o günün Kayseri’sini detaylı bir şekilde anlatmaktadır. Kayseri’deki sosyal hayat ve şehrin yapısı hakkındaki bu kıymetli bilgileri Seyahatname’den aynen aktarıyoruz; “Şehrin ilk kurucusu Hazret-i Zekeriyya aleyhisselâm zamanında Kayser (kral) Erciş’dir. sonradan nice ellere geçmiştir. Sonunda, Hazret-i Ömer’in halifelik devrinde (M.S.634) Kayser Heraklüs şehri ta’mir ettirerek güzelleştirdiğinden bazen burada oturdu. Heraklüs’ün bir kardeşi Kayser Cimcime Maraş’ı diğer kardeşi Kayser Sives’de Sivas’ı inşa etmişlerdir. O asırda Mısır, Şam ve Irak’tan sonra bu üç şehre denk başka şehir yok idi. O zamanlar Kayseri, Maraş ve Sivas’dan daha çok mamur ve süslenmiş ve daha gelişmiş idi. Ve Kayseri’nin denizler gibi çok sayıda askeri olup hepsi de Rum asıllı olduğundan bu şehir de Rum beldesi şehirlerinden idi. Hazret-i Ömer (r.a) bizzat Kudüs’ü fethedip, Halid İbn Velid hazretlerini başkumandan tayin edip seksen bin askerle Kayseri’yi de fethettirip içine İslâm askeri yerleştirdi. Hâlid, tekrar Medine’ye döndü. Bunu haber alan kafirlerin en büyük kayseri, bütün cenabet askerleriyle gelip, Kayseri kalesini kuşattırdı. İçinde bulunan Müslüman gazilerini şehid ettirdi. Kaleyi tamamen ele geçirmekte iken, kalenin sırtındaki dağlardan sayısız asker meydana çıkıp mavi renkli bayrakları(nil alemlerle) ile gelip bütün kâfirleri kırdılar. Kâfirlerin murdar leşlerinde silah yarası ve eseri gürünmeyip, sadece dudaklarının sağ tarafı yaralanmış olarak ölmüşlerdir.
Bundan sonra Kayseri’yi ta’mir etmeye kimse cesaret edemeyip, olduğu gibi harab halde bırakmıştır.Kayseri’yi istilâ ederiz diyen kafirleri, Kayseri önünde yüce dağdan inen ricalü’l- gayb (bilinmeyen alemin askerleri) askerleri kırdığı için halâ Kayseriyye’ye hakim olan bu yüce dağa “Er-Ceys” yani “erenler askeri” dağı denmeden galat-ı meşhur “Ercis Dağı” derler. Tâ ki Kör Harkil Kayser Heraklüs’ün oğlu Rum Kayseri olarak bütün İslâm ülkelerini geçirmek sevdasına düşüp buralarını da ele geçirinceye kadar. Kayseri surunu ta’mire başlayınca, Şam’da hüküm süren Emevî halifelerinden Muâviye, Ubeydetü’ibni Cerrah hazretlerinin kumandasındaki seksen bin askerle, yetmiş günde zor kullanarak bu kaleyi fethettirdi. Sonra, Abbâsi halifelerinden El-Mutaassım Billah’ın Badad’da Hulâgu elinde helâk olduğunu işiten uğursuz kayserler yine Kayseri’yi ele geçirmişlerdir. Sonra Mahan diyarından gelen Selçuklular’ın büyük sultanı olan Sultan Alâaddin bu kaleyi Rumlar’dan alarak üçüncü fetheden olmuştur. Sonra Türkmenlerin eline geçmiş ve onlardan da Osmanlılara geçip, Süleyman Han “Kanunî” zamanında da bir fermanla “Karaman Eyaleti Kayseriyye Paşası Sancak Tahtı” olarak tanınmıştır. Teşkilâtında zeamet, timar, alaybeyi ve çeribaşılık vardır. Üç tuğlu vezirlere arpalık olarak verilmiştir. Paşanın askeri ile toplam bin beşyüz tam techizatlı askeri olur. Paşasına yılda kırkbin kuruş gelir olur. Nice kare arpalık oyul ile üç tuğlu vezirlere verilmiştir. Beşyüz akçe payesi ile şerif nâibliktir. Nahiyelerin hepsi gelişmiş halde olup, Mollasına senede beş bin kuruş gelir sağlanır. Şeyhülislâmı, nakibüleşrafı, şehir nâibi, muhtesebi, şehbenderi, sipah kethüdâ yeri, dergâh-ı âli yeniçeri serdarı, kale dizdarı ve neferleri vardır.

1- Kayseri Kalesinin Şekli : Şehrin kuzey(güney olmalı) tarafındaki Erciş dağının eteğinde yüksek bir tepe üzerinde, Rum hükümdarları fil büyüklüğünde taşlarla sağlam bir şekilde yaptırmışlardır. Sonra Danişmendoğulları daha fazla geliştirmiştir. Amma hâlâ şenlikli olan yeni Kayseri, bu tarihini anlattığımız eski Kayseri’den sekiz bin adım kadar uzaklıkta güzel bir şehirdir. Bu güzel kale, eski uslüp yapı olup gayet sağlamdır. Sivas doğusunda kalıp, beş menzilik mesâfededir. Kapısının kemeri üzerinde, karşı karşıya ve yan yana bir arslan ve bir kaplan resmi vardır. Bu kapıdan içeride erzak anbarları vardır. Tâ fethinden beri darı, buğday, pirinç ve peksimet ile doludur. Diğer malzeme, silah ve cephânenin hesabı belli değildir. Kale içinde altıyüz hâne vardır. Mevlâhane mahallesi, Kazancılar mahallesi, Kiçikapı mahallesi olup, Kale kapısından dışarı çıkınca attarlar, berberler eski çizmeci dükkânları vardır. Dizdar kapısının önü bahçe ve şadırvanlar ile süslüdür.

2- Asıl Şehir Hakkında : Aşağı şehir, düz ve geniş bir alanda dört köşeli, taş ile yapılmış köhne bir kaleye sahip büyük bir varoştur. Şehrin altındaki koyun köprüsü nehrine Gezeler Suyu derler. Dış kale içinde bin kadar, kiremitli, iki katlı ahşap ev vardır. Varoşun çevresi tamamen surla çevrilidir. Beş aded kapısı vardır : Boyacı kapısı ve Kiçikapısı güneye bakarlar. Mahkeme yanında Asarönü kapısı doğuya açılır. Pazar kapısı kuzeye doğrudur. Atpazarı kapısı da kuzeye açılıp Paşa sarayı yanındadır. Bu surun etrafı hendektir. Kışın bu hendek su ile dolup baharda da hendek içine bostan ekerler. Hoş sebzesi olur.

3- Tanınmış Mahalleri : Büyükçeşme ve Küçükçeşme, (Müftü Hamamı önündedir). Ishak Çelebi, Sayacı, Katırcızâde, Oduncu, Fırıncı, Tekovası pazarı ve Hüseynî (Kiçikapısında) Kürdler, Hacı Kılıç, Hasinli, Debbağlar ve Hacı İvazlar mahalleleridir.

4- Saraylar : Atpazarı yanında Paşa Sarayı Hanından büyük olup, avlusu cirid meydanı kadar geniştir. Yer yer söğüt ağaçları gölgelerinde hayat suyu çeşmeleri vardır. Dilaverpaşa Sarayı, Küçük Hasanpaşa Sarayı, Ali Çavuş Sarayı, Çiğ Delizâde Sarayı.

5- Camileri : Ebû Mehmed bin Ebû Talib Câmii ; duası kabul olan bir yerdir ki anlatılması güçtür. Halk dilinde Ulu Câmi olarak söylenir. Tuğladan, yüksek ve düzgün bir minaresi vardır ki, benzeri Niksar’daki Melik Gazi Câmii minaresidir. Kayseri’de bundan eski ve büyük câmi yoktur. Kâgir yapı olup avlusu baştan başa dalları aşağı sarkmış söğütlerle doludur. Bu câmiye Boyacı kapısı ve Kadı hamamı yakındır. Şeyh Emirsultan Câmii : Eski bir yapıdır : Lalapaşa Câmii, Osmanpaşa Câmii, Hacıpaşa Câmii, bu üç câmi Süleyman Han vezirlerinin câmileri olup, koca Mimar Sinan ustanın yapılarıdır. Çığdêlizade Câmii: Sivaskapısı’nın iç yüzünde bol cemaati olan tek minareli bir câmidir. Ahundhanım Câmii : Geçmiş hükümdar hanımlarından Ahund adında bir melikenin câmii olup medrese ve imareti vardır. Cemaati de çoktur. Katırcızâde Câmii: sanatlı minaresi olan güzel bir câmidir. Kurşunlu Câmii : ortasında şadırvanlı bir havuz vardır. Aydınlık bir câmidir. Ulvan Câmii: Yüksek bir minaresi vardır. Kurşunlu Câmisine yakındır. Hacı İvazlar Câmii, Hacı Kılıç Câmii : Medrese ve imaretleri vardır. Debbağhâne yakınında olduğundan cemaati çoktur. Vakıfları güvenlidir. İmam, hatip ve hürmetkârları vardır. Yeni Câmii: Kurşunlu, gönül açısı, ferah bir câmi olup, Dilaverpaşa Sarayı yanındadır. Diğer bir yeni Câmi: Süleyman Çelebi’nindir. Sahibi hayatta olduğundan vakfı sağlamdır. Debbağlar Câmii, Gönül Câmii : Kiçikapısı’nda Hüseynî mahallesindedir. İç açısı ferah bir câmidir. Akkaş Çorbacı Câmii: Yeni bir câmidir. Sahibi hayatta olduğundan gayet bakımlıdır.

6- Medreseler : Sultan Zibâ Medresesi: Gayet güzel bir sanat eseridir. Ahundhanım Medresesi : Eski uslûp üzere yapılmış eski bir yapıdır. Öyle mübarek bir medresedir ki, içinde bir kere “Bismillâh” diyen mutlaka tefsirli ve eser sahibi olmuştur. Hacı Kılıç Medresesi Sivas kapısındadır.

7- Tekyeleri : Celâleddin Rumî Asitanesi: Bir mevlevîhanedir. Her zaman bilgin, fakir-fukara kimselerle doludur. Haftada iki defa Mevlâna ayini yapılıp semâ ve safa ederler. Bu tekkenin bahçe kapısı önünde bir çeşme vardır. Bütün dervişler buradan abdest alıp su içerler. Tekkenin içinde oda ve sofralar olup mutfak, semâhâne, çalgı odası bulunur. Seyyid Battal Câfer Gâzi Tekkesi : Bektâşi tekkesidir. Bütün dervişleri âşıktır. Gelen, giden kimselerle nimeti boldur. Kırk Nisâ (kadın) ziyâreti de burada olduğundan büyük bir ziyâret yeridir. Kırk Nisâ : Bu kırk hatunun kırkı bir günde doğmuş olup yeryüzüne aynı anda ayak basmışlardır. Kırkı da kırkar sene yaşamış olup, herbiri birer Rabia-i adviye mertebesine yükselmiş, hepsi de kız olarak kırkar yaşında kırkı da bir anda ruh teslim etmişlerdir. Garip bir hikmet-i hüdâdır! Kayseri’nin doğu tarafında Yılanlı dağında Koyunbaba tekkesi vardır ki, bu da Bektâşî tekkesidir. Eski Kayseri yakınında Kalenderân tekkesi de eski bir tekkedir. Hâlâ birkaç dervişi vardır ki Bektâşidirler. Bazen şehre gelip parsa ederek geçinirler.

8- Çeşmeleri : Mevlevîhânenin kapısı önündeki çeşme safsudur. Büyükçeşme ve Küçükçeşme mahallelerinde hayat suyu çeşmeleri vardır. Seyremisli Çeşmesi, Kiçikapısı Çeşmesi, Paşa Sarayı Çeşmeleri, Kuyumcularbaşı Çeşmesi ve daha bunlardan başka yüzlerce çeşmeler vardır. Kalabalık yerlerde, büyük caddenin sağında ve solunda sebiller vardır. Kağlamaz sebili ve Hundiye sebili meşhurlarıdır. Bu çeşmelerin çoğunun suyu Kens pınarı (Kinis?) denilen yerde gelir. Bu pınar, turna gözü gibi berrak suyu olan Allah yapısıdır. Bu pınar Gezmerî (Germir) denilen yerden çıkıp nice bağ ve bostanı sulayarak şehre gelir ve şehrin binalarında da kullanılır.

9- Hanları : Boyacıkapısın’da Kığlamaz Hanı, kâgir güzel bir yapıdır. Gayet işlektir. Kapan Hanı çok kalabalık, sağlam bir handır. Gön Hanı, Uzunçarşı içinde kâgir bir yapıdır.

10- Çarşı ve Pazarı : Kayseri’nin de Bursa ve Edirne gibi iki yerde kâgir kapalı çarşısı vardır. Biri kuyumculardır ki, her türlü kıymetli eşya ve mücevherler bulunur. Çeşitli kapkacak eşyaları pek çoktur. Kuyumcuları mücevher eşyalar işlerler. Büyük Bedesten’de zengin tüccarlar alış-veriş edip, nice çeşitli kumaşlar satın alırlar. Büyük çarşılardan Uzunçarşı gayet süslüdür. Atpazarı’nın yanında olup, sadece kapamacılar çarşısıdır. Bunun sağ tarafından Unkapanı vardır. Beyaz un burada satılır Acâib hikmettir ki , bu şehirden un çuvalı içine unu koyup on sene kadar durdursalar asla çürümeyip yine has, beyaz ekmeği olur. İçkale kapısından çıkınca Attarlar Çarşısı vardır ki çeşitli ilâçların kokusundan gelen gidenin dimağları kokulanır. Attarlardan aşağı temiz ve güzel berber dükkânları vardır. Her birinde temiz ve namuslu birer civanları bulunur. Burdan aşağı, “Pine Duzan” yani eski pabuç ve çizme yamayıcı dükkânları vardır. Oradan yine caddenin iki tarafı, Karakeçeli dükkânına varıncaya kadar, kapama ve zebun (entari) yapana terzi dükkânları ile doludur. Sonra, temiz bakkal dükkânları vardır. Muhtesib dükkânı buradadır ki, bütün sarraflar devlet ayarı dışında bir dirhem noksan veremezler. Buradan aşağı hep kasap dükkânlarıdır. Kasab çırakları yüzlerce kesilmiş Karaman koyunu ve kuzuları parça parça edip her parçaya bir gül takarak, zafran sürüp satarlar. Bunların alt tarafında has ve beyaz börekçiler vardır. Çeşitli börek, badem, susam ve çörekotlu börek kaymaklı börek pişirirler. Tâ Sarachanebaşına varıncaya kadar böyle nimetler pişer. Çörekçi, börekçi, aşçı, başcı, çeşitli hoşafcı dükkânları vardır.
Muhtesib Ağa dükkânını geçince Arpacılar Çarşısı, Kazancılar pazarı ve samurcular çarşısı gelir. Buradan içkale önüne varılır. Sol tarafı, Mevlevîhâne bahçesi kapısıdır. Bahçe, Uzunçarşı başında son bulur. Sarachâne ile Haffafhâne pazarı aydınlık, düzenli ve çok kalabalık pazarlardır. Debbağlar pazarı da temizdir. Odun pazarı, kale kapısında olup, o kale kapısına da Odun Kapısı derler. Atpazarı Kapısı, Paşa Sarayı yanındadır. Koyun pazarı da o civardadır.

11- Genç ve Yaşlıların Yüz Renkleri : Bu şehir Erciş Dağı eteğinde olduğundan havası soğuktur. Bütün halkı zinde olup, kimi yüz, kimi de yüz altmış yaşları civarında vefat ederler. Buğday yiyen, siyah püskürme benli genç ve yaşlı adamları olup genellikle dinç ve güçlüdürler. Çocukları erken sakatlanıp, av avcılığına başlayıp avan zümresine katılırlar.

12- Ayân ve Eşrafı : Dilâver Paşazâde Murad Paşa, Müftü efendi, Nakibüleşrâf Efendi, Ali Çavuş, Çivelizâde, Akkaş Ağa, Kamışçızâde Musa efendi, Mevlevi Ali Ağa ve Hüseyin Efendizâde meşhurlardır.

13- Tabib ve Cerrahlar : Olgun hekim ve kan alan Al-Kayranoğlu gayet mâhir bir üstaddır. Özellikle nabız ilminde Aristo gibi bir zattır. Bu şehirdeki Türkler hekime Al-Kayran derler.

14- Şeyhleri, Yazarları ve Şâirleri : Ali Efendi adındaki şeyh, ilmi ile amel eder. Şehrin kışı şiddetli olduğundan, halk öğrenimle uğraşır. Zeki kimseler olduğundan, şâirleri çoktur. Bunlardan Şahâb Çelebi divan sahibidir. Hicrâni Çelebi de meşhur şâirdir. Ermişlerden Derviş Mustafa yaz ve kış gömleksiz gezer ve kışın ilâhî aşkla ter içinde kalır bir derviştir. Derviş Ahmet Halhali de âşık bir Allah adamıdır.

15- Giyimleri ve Konuşmaları : İleri gelenleri saya, çuka, samur, zerduvâ, tilkiboğazı ve sincab kürkü giyip atlastan kaftan biçtirirler. Orta hallileri Üsküdar ve Londra çukası, boğasî kaftanı giyerler. Kadınları sivri takke giyip üzerine ezâr bürünürler. Şehir ileri gelenleri Arapça ve Farsça konuşurlar. Halk ise Türkçe konuşur. Abe, bre, altra bre, götür bre, getir bre şeklinde sözleri vardır. Amma Kürtçe ve Rumca bilmezler. Şehir Erciş dağı eteğinde olduğundan, evlerinin ön cephesi kuzeye doğrudur. Seher vakti kalkan kimseler havasını koklayınca, Cennet rüzgârı koklamış gibi tad alır. Batlamyus’un dediğine göre üçüncü iklimde olup, onyedince örfî iklimin ortasındadır. Filozof Kolon’a göre bu şehrin kuruluş tarihi Sünbüle burcunda olup, Utarit beyti toprağında bulunmuştur. Onun için her sene ürünleri ve sebzesi çok bol olur. Halkın tabiatları toprak gibi süflidir. Üç bin adet su kuyuları olup her evde mutlaka bir veya iki kuyu bulunur. Şehrin dört tarafında yüz on yedi adet arıkla kaynaklı akarsuları vardır. Çoğu Erciş yaylasından çıkar. Şehrin alt yanındaki Koyun köprüsü suyuna Kirazlar suyu derler. Bu köprüden akarak Mazlumoğlu köprüsünden iner. Ali köprüsüne varır, oradan akıp saza karışır. Sonra Kızılırmak nehrine akar. Bir koluna da Eknes suyu derler. Gümrü denilen yerden çıkıp, şehrin bağ ve bahçelerini suladıktan sonra Kızılırmağa dökülür.
Kızılırmak, Bafra kasabası önünde Karadeniz’e dökülür. Şehrin batı tarafında ve bir saat mesafede Kızılırmak nehri üzerinde iki kaya arasında yapılmış Birgöz köprü adında eşsiz, yüksek bir köprü vardır ki, Sultan Süleyman zamanında ki, Koca Mimar Sinan’ın yapısıdır. Üstad Mimar kıymetli ömrünün nice senelerini geçirip var gücünü harcayarak gökkuşağı gibi benzeri olmayan bir köprü yaptırmıştır ki, gören kimse hayrette kalıp yapana karşı saygı duyar. (Çelebi, Selçuklu Süleyman Şah zamanında yaptırılmış bu eseri Kanunî Sultan Süleyman’a mâletmiş)

16- Hamamları : İçkaledeki Kadı Hamamı : Gayet ferah bir çifte hamamdır. Gürcü Hamamı : İç Kalede tek hamam olup aydınlıktır. Yine iç kalede Yeni Kadı Hamamı : Yeni yapı, güzel bir hamamdır. Dış varoşto Hundihanım hamamı : Gayet eskidir. Hatta bazı tarihçiler : “Belî Nâs adlı hekimin felsefe ilmi ile bina edip bir kandil sırac yağı ile ısıttığı hamam budur. Hazreti Peygamberin doğduğu gece, kandil sönüp hamam çalışmaz olmuştur. Sonra Danişmend melikelerinden Hundi hanım ta’mir ettirmiştir” derler (Hundi Hanım Danişmendli melikesi değil, bugün Hunat Hatun olarak bildiğimiz ve I. Alâeddin Keykubad’ın eşi olan hanımdır.) Ama nice yaşlı kimseler : “Belî Nâs hekimin tılsım ile yaptırdığı hamam eski Kayseri’de olup, esas binası ve nice kubbeleri ile kandili ve külhâni yerleri bellidir” derler. Aşağı kalede Hüseyin Paşa Hamamı : Koca Mimar Sinan yapısı olup gayet bir sanat eseridir. Paşa Hamamı: Bu da Koca Mimar Sinan yapısı olup, Süleyman Han, Acem Irak’ı seferine giderken yaptırıp içine girmiştir. Meydan Hamamı, Sultan Hamamı, Selâhaddin Hamamı güzel hamamlardır. Buna bitişik bir kadınlar hamamı da vardır. Bu hamam önünde, kale hendeği kenarında, İrem bağı gibi bir bahçe vardır. Hamamdan çıktıktan sonra birçok kimseler bu bahçede sohbet ederler. Eski Pamukçular Hamamı, Güzelpaşa Hamamı ve tekke yanında müftünün Yeni Hamamı vardır. Bunlardan başka şehrin ayânı ve ileri gelenlerin saray hamamları vardır.

17- Halkın Adları : Ahmet, Mehmet, Veli olduğu gibi Molla Caferoğlu, Hatiboğlu, Sinzâde, Budakzâde, Akkaş, Karakaş, Sallabaş gibi lakâblar da vardır. Kiçikapısı’nın iç yüzünde iki adet eski kilise vardır. Mevlevihâne yanında Rumların da bir kilisesi vardır. Frenk kilisesi yoktur. Yahudilerin de bir Havrası vardır. Şehrin kuzey, yıldız ve batı tarafı açık olup, lodos rüzgârı tarafı kapalı olduğundan havası serindir.

18- Ürünleri ve Sanatları : Bu şehirde Allah’ın ihsâniyle kış ve yaz kar yağar, toprak sulanır. Yetmişyedi çeşit tahıl ve bitki ile yetmiş yedi çeşit sebze ve ot yetişir. Özellikle buğday ve arpası meşhurdur. Bu şehirde bütün sanatkârlar bulunup, hepsinin de işi güzeldir. Dağlarda mazısı gayet bol olduğundan, debbağları onunla keçi derisini işlerler. Öyle bir sarı sahtiyanı olur ki, sanki altın sarıdır. İçinde insanın yüzünün rengi görünür. Hattâ halk ağzında “Kayseri sahtiyanı gibi gıcır gıcır öter” diye darb-ı mesel olmuştur. Pabucu, mesti, iç darâyalı sarı, tatlı çizmesi bir yerde yoktur. Bütün vezirlere hediyeler gider.

19- Yiyecek ve İmâreti : Has ve beyaz ekmeği, livâşe yufkası, katmer çöreği, mutbak baharlı böreği, “kadidet” adıyla şöhret bulmuş kimyonlu ve baharlı sığır bastırması, kokulu et sucuğu bir yerde bulunmaz. Hep İstanbul’a hediye olarak gider. Eskiden bu şehirde kırk yerde imâret olup herkese nimeti bol imiş. Onlardan Hundihanım İmâreti halen durmaktadır.

20- Gezinti ve Eğlence Yerleri : Kayseri’de tam 103 aded gezinti ve eğlence yeri vardır. Bunlardan Hisarcık mesîresi: Erciş dağı eteğinde hayat sulu, çimenlik bir yer olup, çeşitli kirazı meşhurdur. Şehir içinde yaşlı kimseler için Mevlevihâne mesîresi vardır. Atlılara, eski Kayseri’de Bektâşi Tekkesi mesîresi ve yine ihtiyarlara Namazgâh Mesîresi vardır. Bu mesireye yağmur duasına çıkarlar. Alâaddin Köşkü Mesîresi : Çimenlik bir yerdedir. Ârâmgâh-ı Ali Ahmet Tayrânî burada gömülüdür. Ases dağı mesiresi: (Ali dağı) Burada meşhur şâir İmrül-Kays’ın kabri vardır. Geçmiş Sultanların kabirleri yanında Züvvâr Kasrı mesîresi : Oğlancık mesiresi ve ona yakın Haydar Köşkü mesîresi Erciş dağında Babartin Yaylası, Yuvarlak dede ziyareti yanında Kuşçu Paşa tepesinde, Cirid meydanı mesîresi, şehrin doğu tarafında da mesîreler ile Yılanlı Dağı’nda Koyunbaba Tekke-i mesîresi vardır.Halk tatil günlerinde buraya gelip sefa eder. Sivas, Kayseri’nin doğusunda kalır. Kıble tarafından Göksun yaylası, Maraş şehri vardır. Güney ile batı arasında Niğde şehri vardır. Batısında Aksaray’a üç menzillik yol vardır. Doğusunda Malatya kalesi beş günlük yoldur. Batısında Ürgüp kasabası üç konaktır. Kayseri’den batıya Niğde şehri üzerinden üç menzilde Ereğli kasabasına varılır.

21- Erciş Dağı’nın Özellikleri : Bu dağda asla yılan, çıyan, akrep ve bu gibi zehirli hayvanlar yoktur. “Bu dağda ricâlü’l-gayb makamı olduğu için haşerât bulunmaz” derler. Diğer bir söylentiye göre de seçkin eshabdan olup uzun zaman yaşamış olan baba Reten-i Hindî hazretleri bu dağda oturduğundan, bu haşerâtın bulunmaması onların duası sebebiyledir.Halâ bu dağda Baba Reten dağı denilen kendi kendine yetişen, çeşitli meyveler veren bağlar vardı. Zira bu Baba Reten bahçıvanların piri olup, ismi Ebû Zeyd Hindî’dir. Kendisi nimetlerinde uzak olarak yalnız başına ömür sürmüştür. Kabri yine Hindistan’dadır.
Başka bir söylentiye göre de, Hazret-i Yahya zamanında Kayser Erciş şehri kurduğunda büyük filozoflardan Flaska adındaki filozof bu yüksek dağda çıkıp, yetmiş aded haşerât şeklini bir sütun üzerine kazıp herbirine birer tılsım yapmıştır. Onun için bu dağda zehirli hayvanlar yoktur derler. Bu dağın yaz ve kışın kar ve buzu eksik olmaz Zülâl kurdu dahi bulunurmuş amma biz görmedik.

22- Kayseri’de Bulunan Büyük Evliya Kabirleri : Muhammed Hanefî bin Emîr’ül- mü’minin yüce makamı: Hapis olduğu yer halen herkes tarafından ziyaret edilir. Duası kabul olunan bir yerdir. Seyyid Burhaneddin Muhakkik Tirmizi ziyâret yeri : 474 tarihinde vefat etmiştir.(H-641 olmalı) Şeyh Rükneddin Sincâni: 482 tarihinde vefat etmiştir. Oğlancık mesîresinin Haydar Köşkü denilen yerinde defnolunmuştur. Şeyh Evhadüddin Kirmânî: Sultan Enbiya medresesi yanında medfundur. 597 tarihinde vefat etmiştir. Şeyh Şeref’d-din Musulî : Seyyid Burhaneddin Tirmîzi yanında yatmaktadır. Şeyh Hasan Kaysarî ve Şeyh Seyyid Şerif : İkisi bir yerde gömülü olup aralarında mezar yoktur. Şeyhü’l-Himmetü’l Hulvânî, Şeyh Rûzbehân Baklî, ona yakın Şeyh Nûrbahş Kâmurânî, Nurbahşî tarikatında ulu sultandır. Şeyh Molla Tatar : Fetva verici olup, Tatarhâniye adlı kitabın sahibidir. Bir çok şer’î meseleler bu kitabda bulunur. Hazret-i Davud-u Kayserî: Sanâtkarların halife ve kemer bağlayıcısı olup, nâmı Kaddese Sırruhû olarak anılır. El-Sultan Melik (Mehmet El-Gâzî) : Danişmendlilerden büyük şan sahibi bey idi. Kayseri’yi kâfirler aldıklarında büyük bir ordu ile gelip fethederek rahmetli olmuştur. Şeyh Hazret-i İbrahim Tennûri : 887 tarihinde vefat etmiştir. Şeyh Abdürrahman (Abdürrahim) Tennûri, Sultan Harzem Şah mezarı, Şeyh Necmü’l Râzîa 584 tarihinde vefat etmiştir. Mehmed Şah İbn Harzem Şâh Mezarı, Arslan Dede ziyaret yeri: Kutbü’d din Şirazî Şeyh Seyfullah Efendi. Nakşibendî tarikatinde büyük sultanlardır. Şeyh Fetullah-ı Tennûri, Zeynelabidin makamı, seyahatinde buraya uğrayıp Baba Ruten ile görüşmüştür. Makamı vardır. Şeyh Ali Tennûri Ali Dağı’ndadır. Şeyh Ahmet Tiyrânî: Birçok defalar havada uçarak gezdiğinden Ahmet Tiyrânî demişlerdi. Büyük ziyaret yeridir. Battal Tekkesi ziyaret yeri : Burada ermişlerden birçok keremli zatlar gömülü ise de isimleri bilinmemektedir. Şeyh Hazret-i Hamid İbn Musa el Kaysarî : Kerâmet sahibi büyük bir zattır. Hazret-i Resul ile bir çok defa görünmüştür. Civarında birçok tarikat ehli medfundur. Büyük ziyaret yeri olan Şeyh Hazret-i Abdi dede : Daha yakın zamanda kerâmetini görmüş olun olgun kimselerden yemin edilerek anlatılan birçok menkibesi vardır.

23- Abdi Dede Menkibesi : Halktan, kendi halinde, çile evinde hakikat hazinesine varmış bir er, meşve verir bir ağaç ve nurlu yol olmakta iken, gaddar halk: “Şeriatten taş kopardı” diye sadece onun üzerine taş atmakla kalmayıp tekkesinde “Liyehlike men heleke an beyyinetin ve Yahyâ men hayye an beyyinetin..” (Enfâl 42.âyet:Allah sizi böyle buluşturdu ki helâk olan açık bir delille helâk olsun yaşayan da açık delille yaşasın) âyet-i kerimesini okurken zavallı Abdi Dede’yi hâkimin huzuruna götürüp bir an aman verdirmeyerek astırır. Kalan mallarına el koymak için tekrar tekkeye vardıklarında görürler ki “Feseyekfike kühumullahe” (Bakara 137.âyet:Allah sana kâfidir) âyetini okuyor! Hemen : “Bre, astığımız yerden kurtulmuş!” diyerek, tekrar yakalayıp hakimin huzuruna götürürler. Sonra yine daha önce astıkları yere vardıklarında bir de ne görsünler? Asmış oldukları Abdi yine asılı durmaktadır. Abdi Dede, hemen asılı vücuda : “Esselâmu aleyküm ya Abd-i Hak” deyince, cesedden de : “Ve aleyküm selâm yâ Abd ser Hak” diye bir ses gelir. Bu kadar adam bunu duydukları halde, yine hep birlikte ikinci Abdiyi de birinci Abdi’nin yanına asarak tekkesini ele geçirmeye koşarlar. Tekkeye vardıklarında Abdi dede’yi yükses sesle : “Ve ketebnâ aleyhim fihâ inne’nefsi..” (Maide 45: Onlara cana can göze göz......karşılıklı kısas yazdık) âyet-i kerimesini okurken bulurlar !.. Yine yakalayıp Arasta başında asmak istediklerinde, önceki astıkları iki vücudu gören Abdi dede: “Esselâmü aleyhüm ve Abdeyn ümmet-i seyyide’l kevneyn” deyince, o cesedler de : “Ve aleyküm selâm yâ Abdurrahman hü hü” derler. Halk, yine aman vermeyip onu da asar. Abdi Dede vücudunun üç defa asıldığını gören Kayserililer ayaklanarak Abdi Dede’nin asılmasına fetva veren şeyhülislâmı ve aleyhinde olan zâhirî bilginlerden yedisini aynı hizada asıp, Abdileri de indirerek birer birer yıkayıp orada defnederler. Hâlâ üçü de mezar taşları ile belli ziyâret yeridir. Allah sırlarını mukaddes kıla.

24. İmrü’l Kays’ın Mezarı: Kayseri yakınında Ases (Ali) Dağında, şâir İmrü’l-Kays’ın mezarı vardır.Şeyh Hazret-i Abdüssamed Efendi: İlmiye sınıfından büyük sultandır. Kayserili, temiz gönüllü, merd bir kimse imiş birçok defalar İstanbul’da padişahlar ile sohbet ettikten sonra sıla için buraya vardığında vefat edip burada defnolunmuştur. Mezar taşındaki tarih şöyledir:
“Bin söz ve girye ile gûş eyleyince târih Dedim ki, irtihal-i Abdüssamet Efendi.” Sene 1026 (1617) Şeyh Ramazan ziyâret yeri: el-Mevlâ Sinâneddin Yusuf eş-Şehir bi- Arab-i Sinân: Haleb eyâletinde Antakya Şehrinde yetişmiş olup, Bağdat mollalığından gelirken bu Kayseri’de vefat ettiğini söylerler. Bütün eserleri Ulu Câmi’de vakıftır. Kabirleri, Ali Tennûri kabristanında büyük bir kabirdir. El-Mevlâ Sefer bin Mehmed Kapâni : Kayserili Muhtesibzâde diye meşhur, âlim bir zattır. Şeyh Hamid civarında Hundihatun (Hunat Hatun) medresesinde müderris iken vefat etmiş ve orada defnedilmiştir. Kırk Nisâ ziyâret yeri: Kırkı da Gâzi tekkesinde medfundurlar. Yuvarlak Dede: Kuşçu Paşanın cirid meydanı tepesi yanında defnolunmuştur.”
Burhanettin Akbaş

Soma Toplumsal Dönüşüm Projesine destek olun!

0 yorum:

Yorum Gönder